Başlangıç > Uncategorized > 11 GÜNLÜK BİR YAŞAM ÖZETİ / (18-28 Şubat 2013)

11 GÜNLÜK BİR YAŞAM ÖZETİ / (18-28 Şubat 2013)


11 GÜNLÜK BİR YAŞAM ÖZETİ / (18-28 Şubat 2013)

* Türkçesi varken yaban sözcüklere sarılmak neden? Sözgelimi, ‘çelişki’ demek varken ‘paradoks’ ne işe yarar? “… öldü” demek yerine neden ‘… vefat etti’ denir?…

* “Çoook önemli!..” derken sündürdüğümüz ‘o’dur, COKKKKKKKK’taki gibi‘k’ değil…

* “Siz Türkler, dünyanın en büyük liderine sahipsiniz!..” demiş Albert Einstein…

* “Sevgili gençler! İstiklal Savaşı, dünyadaki en yasal, en doğru, en onurlu, en haklı, en kutsal savaşlardan biridir. Yayılmacıları ve yamaklarını dize getiren, bir yıkıntıdan yepyeni çağdaş bir devlet kurmayı başaran atalarımızla onur duyun; şehit ve gazi atalarımızın onurunu yabancılara çiğnetmeyin!..” demiş Turgut Özakman da…

* “Yaban dillerin sözcüklerine, yazım kurallarına başvurmadan yazmak bilseniz ne tatlı oluyor” diyen, Türkçemizin büyük devrimcilerinden N. Ataç’ın anısına saygıyla sunarım…

* YMMAhmet Akın, 17.2.13’te yazdığı TÜRKİYELİ BAŞBAKAN.doc başlıklı yazısını, “Unutulmamalı, Cumhuriyet’i kuranlar Türkiye halkını oluşturanlardır. Kuşatmaya karşı savaşmadan, kuşatmacılarla işbirliği yapılarak millet olunamıyor!..” diye bitirmiş…

* Ne “MUSTAFA S. KAÇALİN” ne “Mustafa S. KAÇALİN”, fakat “Mustafa S. Kaçalin.” Kısaca, adınızın sadece baş harfleri büyük olsun yeterli. Özellikle soyadın tamamının büyük yazaçla (harfle) yazılması gerektiği gibi bir alışkanlık edinilmiş ya da zorunlu gibi gösterilmiş, o kadar… Bana inanmayan, “Hatice’ye sorsun.” Bu bağlamda, dil uzmanlarına danıştım, TDK Başkanına sordum, Başkan görevine ve sorana saygı gösterip yanıt vermiş: “Soyadlarının yazılışında ilk harfin büyük yazılması dışında bir kural bulunmamaktadır. Ancak dilekçe ve resmî yazılarda soyadını oluşturan bütün harflerin büyük yazılması tercih (!) edilir…” Başkan unutup, ya da alışkanlığına yenik düşüp, benim ve kendisinin soyadlarının tamamını büyük harfle yazıp göndermiş, yanıtını. Hemen sordum, ‘Soyadların hep büyük yazaçla yazılması bağlamında bir kural yoksa neden öyle yazılması yeğlenir?’ diye, 18.2.13’te, ama 28.2’de henüz yanıt yok.

* Chantal Fauvelle Erdogan göndermiş 19.2.13’te 8 Şubat 2013 15:19 “This video is about an island in the ocean at 2000 km from any other coast line. Nobody lives, only birds and yet you will not believe your eyes! This film should be seen by the entire world, please don’t throw anything into the sea. Unbelievable, just look at the consequences!.. / Deze video gaat over een eiland midden in de oceaan op 2000 km van alle andere kustlijnen verwijderd. / Daar woont niemand, alleen vogels en nochthans. Je gelooft je ogen niet! / Deze film moet heel de wereld zien, gooi a.u.b. niets meer in zee. Niet te geloven, kijk maar naar de gevolgen! / (Bilinen kıyılardan 2000 km uzakta olan bu adada sadece kuşlar yaşamakta… Süre: ‎3:53 dakika…)

* Chantal Fauvelle Erdogan bir de paylaşımda bulunmuş “facebook” denilen sanal ortamda:


Juste des chèvres qui crient un peu comme des humains (Süre: ‎1:53 dakika…)

* Günün Sözü: İnsanı, dil, din, ırk değil, insan olma bilinci, insan yapar…

* Bazı ağır toplar, şu tezi işliyorlar: “Milliyetçilik= ırkçılık.” Göğsümü gere gere söylüyorum: “Ben de milliyetçiyim, ama asla ırkçı değilim.” Aynı çevreler “Türklük” kavramına da taktılar. Aynı inançla söylüyorum: ‘Türklük kavramı utanılacak değil, övünülecek bir kavramdır…’

* Prof. Haberal’ın ve Sümer Nine’nin çığlıkları: “5,8 x 2,2 m içerisinde yiyorum, içiyorum, yatıyorum, oturuyorum, duş alıyorum, tuvaletimi yapıyorum. 15’e 30 santimlik bir delikten bana yemek veriliyor. Her taraf beton ve demir. Bu şartlar altında belki yırtıcı hayvanlar tutulur. Ben bilim adamıyım, hayvan değilim.” (Mehmet Haber) “Başbakan Recep Tayip Erdoğan Hazretleri! Yukarıda feryadını duyduğunuz son derece inançlı, dünyaca ünlü, vaktiyle toplantılarına katıldığınız, kendisine Cumhurbaşkanlığı teklifini geri çeviren bu onurlu bilim insanından neden korkuyorsunuz? Onun o hücrede yaşamasına nasıl dayanıyor vicdanınız? Tanrıya inancınız varsa, karşılığını görmekten korkunuz!..” (Muazzez İlmiye Çığ)

* “Yeni anayasa… Merkeziyetçiliğin azaltılması gibi konularda imzaladığı uluslararası anlaşmaların gereklerini de yansıtmalıdır… Mevcut siyasi partiler ve seçim yasaları, yerel siyaseti güçlendirme istikametinde demokratikleştirilmelidir…” denerek; yerel yönetimlere, Abdullah Öcalan’ın istediği yetkilerin devredilmesi isteniyor. Aşağıdakileri kim söylemiş acaba?

* “Türklük heryerden çıksın.. Öcalan’ın istekleri kabul edilsin. Gerekirse, eli eteği öpülsün!..”

* “Dediğim dedik…” diyen çoğalmış: “Tüm açıklığıyla gözler önünde: Hani ‘Adalet Mülkün Temelidir’ yazısının altındaki Atatürk imzası nerede?” m1000zet

* TURAB-TÜ işbirliğiyle çağrılan Prof. Dr. İlber Ortaylı, “Ham hayaller peşinde giden bir devlet değil Türkiye!” derken, duyarlı insan Faruk Bozbey de fazla gecikmeden, “Mülkiye’den sınıf arkadaşım İlber Ortaylı’yı dinlemek ve ondan lezzet almak zevkine eren Mersinlilere gıpta ettim. İlber’in sohbetini dinleme zevki farklıdır…” yorumuyla destek vermiş…

* Aynı saatte başka bir etkinliğe önceden söz vermem dolayısıyla, gazeteci, yazar, yorumcu Mirza Turgut’un 3. kitabı RÖNESANS, AYDINLANMA VE SOSYAL DEMOKRASİ’NİN

22 Şubat 2013 Cuma günü, MTSO’da 17’de söyleşi ve imza gününe katılamayıp üzüldüm… Etkinliğe, Mersin’in Basın – Yayın, Siyaset, Sanat ve iş dünyasından bir çok isim katılmış. Abdullah Ayan’ın yönettiği söyleşi bölümü bir “konferans” havasında geçmiş. “Söyleşi Bölümü”nde konuşma yapanlar; Mezitli Belediye Başkanı Uğur Yıldırım, MHP Mersin İl Başkanı Mahmut Tat, Toros Üniversitesi TÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Ali Özveren, MTSO Meclis Başkanı Faik Burakgazi, MGC Başkanı Ahmet Ünal , “Bir Dava İki Sevda” ve “Batman Mersin’e Uzak Değil” gibi kitapların yazarı eğitimci Celal Temel, Mersin Üniversitesi Müh. Fak. Kurucu Dekanı ve Makine Mühendisliği Bölüm Başkanı (şimdi Toros Ü’deki), Prof. Dr. Yusuf Zeren, “Yaşayan Umutlar “, “Gönül Galerimde Bir Sevda” adlı yapıtlara hayat veren ünlü ressam Ahmet Yeşil, MESİAD YK Başkan Vekili Bedrettin Gündeş, Mersin Tabip Odası Başkanı Dr. Galip Kırıcı, AKP Yerel Yönetimler Başkanı Mehmet Sinan Cebe ve Toros Ü. Rek. Yrd. Prof. Dr. Ahmet Özer, M. Turgut’u kısa tümcelerle anlatımının ardından söz alan Turgut, kısa bir teşekkür konuşması yaparak, son kitabı “Rönesans, Aydınlanma ve Sosyal Demokrasi”yi anlatmış. Söyleşi bölümünün hemen ardından imza bölümüne geçilip imza için hazırlanan yükselti önünde upuzun bir kuyruk oluşmuş. Kitabını imzalayan Turgut, okuyucularıyla buluşup söyleşmiş. İmza bölümünün ardından verilen ‘kokteyl’le etkinlik sona ermiş. Abdullah Ayan, Mahmut Tat, Faik Burakgazi, Uğur Yıldırım, Ahmet Ünal, Celal Temel, Yusuf Zeren, Ahmet Yeşil, Ahmet Özer, Bedrettin Gündeş, Galip Kırıcı, Ali Özveren katılanlar arasındaymış…

* İSK de Kemal Rastgeldi’nin kotardığı –iki aşamalı- “Müzik-Yemek Şöleni’ne katıldık, ADD eski Başkanı Ahmet Yorgun ile sevgili eşi ve yeni ADD Bşk. Saadet Bilir ile sevgili eşinin başarılarını kutsayıp, yeni ve engin başarılar diledik kendilerine…

* MEÜ-MESİAD-MTSO-MSTB gibi kurumların işbirliğinde oluşturulan girişimde Üniversite-Sanayi İşbirliği irdelendi bir açık oturumda ve elle tutulur sonuçlara ulaşıldı…

* Elçilik görevim: “Şunu iddialı bir biçimde belirtmeliyim ki, 202’de ülkemizdeki insanların %25’i kanser hastası olacak, 2030’lu yıllarda oran %50’lere ulaşacak, 2050’de ülkemizdeki insanların %75’i kanser hastası olacak, Allah kimseyi acılar içerisinde kıvrandırmasın.. Aşağıda üç araştırma yazısı, beş video yolluyorum…. Gerisi size kalmış…” youtube.com/watch?v=9k9wxUW1AIM beyazgazete.com/video/anahaber/atv-4/2012/3/28/sebze-meyvede-zehir-alarmi-260549.html youtube.com/watch?v=EmMPJPKODbE youtube.com/watch?v=ilA8wEpqKOU dailymotion.com/video/xx29tw_canly-organik-gubre-uygulamasy_news#.USKNoB2ZXn4

KANSER NASIL OLUŞUR? (1)

İnternette konu ile ilgili yazılıp çizilenleri okuyunca gerçekten üzüldüm. Bunca yıldır başımıza illet olmuş hastalığın tanımının şimdiye kadar çok iyi yapılması gerekirdi. Bir sorunun çözümlenebilmesi için, öncelikle sorunun doğru bir biçimde tam olarak tanımlanması gerekir. Eğer Hücre Bilinci fikri iyi bilinirse sorun daha doğru tanımlanır, çözüm de kolayca bulunur. Hücre Bilinci nedir? ”İlk ata hücreden bu yana hücreler kendilerine ulaşan yeni uyartılara karşı bir mücadele geliştirirler, başarılı olurlarsa hem mücadeleyi, hem de uyartıyı kaydederler, başarılı olamazlarsa ölürler.”

Bir hücre içerisine giren yabancı uyartı (Kimyasal, enerji, DNA’sı kırılmış madde) önce hücre tarafından yok edilmeye, asimile edilmeye çalışılır. Eğer hücre uyartıyı (kimyasalı, DNA’sı kırılmış maddeyi) asimile edemezse uyartı protein zincirlerinin yapısına katılarak yeni bir enzim oluşumuna, dolayısıyla da hücre içerisinde yeni bir metabolizma faaliyetinin gerçekleşmesine neden olur. Bu metabolizma faaliyeti eski bildik metabolizma faaliyetlerinden bir adım ilerisidir. Yeni metabolizma faaliyeti hücre tarafından özümsenir. Tıpkı bilgisayara yeni bir program yüklendiğinde eskiden var olan programların uyumunun sağlandığı gibi hücre, tüm bilgi birikimini yeni edindiği bilgi ile uyumlu hale getirir. Böylece hücre diğer hücrelerden daha ileri düzeyde bilgi birikimine sahip olur. Hücre içerisinde gerçekleşen metabolizma faaliyetleri eskisinden farklılaşır. Yani hücre mutasyona uğrar. Tek hücreli canlılarda mutasyon canlının kendisi için sorun yaratmaz. Ancak birlikte yaşadığı çanlılar için aynı iyimser düşünceyi gösteremeyiz. Çok hücreli canlılarda hücreler arasında bir iş birliği, bir görev paylaşımı ve koordinasyon vardır. Mutasyona uğramış hücre aynı dokuyu oluşturan, önceden birlikte hareket ettiği hücrelerden farklı hareket etmeye başlar. Davranış olarak yabancılaşan hücre, dış görünüşüyle vücut hücresine benzediği için bağışıklık sistemi hücreyi yok etmez. Diğer hücreler yabancılaşmış hücrenin etrafına bir set oluştururlar, yani onu hapsederler. Diğer hücrelerle birlikte beslenip gelişen hücre bulunduğu dar alanda bölünüp çoğalır. Çoğalma sırasında belli bir süreden sonra sıkışır. Etrafında hücrelerden örülmüş duvara baskı yapmaya başlar. Bu baskı sonucunda lokal ağrılar başlar. Sıkışan hücreler bulundukları yerde sert bir doku oluşturur. Buna halk arasında kist, ur, tümör denilir. Erken teşhis edilip, ağrı yapan bölge alınırsa sorun kolayca çözülmüş olur… Mustafa Koca

11 GÜNLÜK BİR YAŞAM ÖZETİ (18-28 Şubat 2013).doc

Reklamlar
Kategoriler:Uncategorized
  1. Henüz yorum yapılmamış.
  1. No trackbacks yet.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: